Muhalif kitlelerin morali iyi değil. Doğruyu görmek, korkusuzca telaffuz etmek lazım. Tanrı’nın bildiğini kuldan saklayarak bir yere varamayız. Seçimleri takip eden süreçte CHP ve muhalefet bu mağlubiyetten bir ders çıkaracağına, yeni bir rota çizeceğine birbirine girdi, yedi başlı ejderha gibi parçalara bölündü veya bölünüyormuş havası veriyor. Dikkat edin “parti bölünecek” demiyorum, kesinlikle de demem! CHP bu saatten sonra bölünmez. Bu hatayı Muharrem İnce, “hiçbir tecrübeli danışmana ihtiyacım yok” inadı ile tek başınasürdürdüğü şovuyla başardı, ondan başka da kimsenin yapacağını sanmıyorum… Ama oluşan tabloya bakıyorum: CHP’nin oyları 28 Mayıs’tan bugüne, eminim kesinlikle artmadı! Altılı Masa kendi kendini lağvetti. Parti’de kurultayın ne zaman olacağı da tartışmalı; hala “yerel seçimler sonrası yapılmalı” diyenler bile var! Ne İmamoğlu’nun hangi davalarla uğraşacağı belli, ne İstanbul’a aday olup olmayacağı ne de kurultaya aday olarak girip girmeyeceği… İYİ Parti deseniz, belki bir buçuk aydır “eşek öldü, ortaklık bitti” pozisyonunda direniyor… Eski Refah ve AKPliler zaten çoktan “Masa”dan ayrıldılar, grup kurdular, kuramadılar, bir de kendi içlerinde ayrıldılar! Dolayısıyla, şu anda yerel seçimlere neredeyse yalnız sekiz aya yakın bir süre kalmışken, bu ortam değişmezse, CHP Ankara, İstanbul, Adana ve Antalya gibi büyük kentlerde bile oldukça zorlanabilir!

 

Hangisinden başlayalım ki? Benim burada Parti’de yanlış giden şeyleri ortaya koymamın nedeni tabii ki CHP’yi yıpratmak değil! Ters giden olayları tespit ederek onların olmaması veya bir daha karşımıza çıkmamasının hangi demokratik yöntemlerle engellenebileceğini açığa çıkarmak…

 

Biliyorsunuz sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP’de “değişim”mesajını yanlış algılamayı tercih etti. MYK’yı sözde değiştirmek için Parti Meclisi’nin kullanmadığı yarısını öne çıkardı. Öte yandan kamuoyunun önünde yine aynı Parti Sözcüsü Faik Öztrak ve kendisi bulunduğu için, halkın gözü önünde o “değişiklik” bile pek fark edilmedi! 

 

İkincisi liderliğe büyük bir arzuyla yönelen Ekrem İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’na mealen “Ben bu değişime talibim,lütfen gereğini yapın, siz bizim önümüzü açın” derken, CHP içi muhaliflerin bir kısmı bundan heyecan duyuyor, Parti’nin iktidar kanadının ise tüyleri diken diken oluyor… Bir de İmamoğlu hakkında sürekli bir dava ve yargı tehditlerinin ortada gezdirilmesi, olayı çok bilinmeyenli gerilim dizisihaline getiriyor!  

 

Genel Merkez’in kendisine yakın hissetmediği il ve ilçe başkanlarını değiştirmesinin getirdiği türbülans ve sıkıntılı hava, maalesef haftalardır bu sütunlarda aktardığım “atama ve azletme” joker kartlarını sürekli kullanabilen bir genel başkanla yürümenin anti-demokratikliğini ve böyle bir ortamda gidilecek herhangi bir genel başkan seçimindeki rekabet haksızlığının boyutlarını insanın gözüne çarpıyor!

 

İşte Ankara’da yapılan ve bu sancıların masaya yatırıldığı on iki saatlik maraton Parti Meclisi toplantısında,Kılıçdaroğlu’nun söylediği iddia edilen çok rahatsız edici cümleler var. Aslında o cümlelerin yapısı ce mahiyeti de tam olarak belli değil. Bu nedenle somut bir hata yapmak istemiyorum. “Bana temiz ve arkasında bagajı olmayan bir aday getirin, o zaman bırakabilirim” mi dedi, yoksa “Hiçbir parasal geçmişi olmayan, geçmişi temiz, sadece partisi için çalışacak böyle bir kişi bulun, ben Genel Başkanlığı bırakayım” mı dedi, yoksa bu cümlelere yakın başka bir şey mi söyledi veya niyeti neydi tam bilemiyorum, çünkü elimizde dinleyebildiğimiz bir videosu yok. Ve kulaktan kulağa aktarılan sözler çok farklı içerikler kazanabiliyor. Ama ortadaki şu sonuç değişmiyor: CHP’li ve Parti’nin bugünkü veya geçmiş kurmayları, bu söylemden inanılmaz derecede rahatsız oldular, ben dahil… Mesela sevgili Fikri Sağlar, Genel Başkan’ın bu sözleri acilen geri almasını vurguluyor ve “Geçmişi temiz olan, akçeli işlerle işi olmayan biri gelse, ben bırakırım” cümlesini haklı olarak herkesi töhmet altında bırakan bir ifade olarak değerlendiriyor. (Alıntı, Sağlar’ınbirebir paylaştığı duyumu.) Halbuki, mesela Bülent Kerimoğlu, Kılıçdaroğlu’nun böyle bir cümle sarf etmediği konusunda iddialı, “Temiz birinden bahsedilmedi” diyor. Tabiki bütün bunları dinlerken veya okurken aklıma AkiraKurosawa’nın meşhur Rashomon filmi geliyor! Herkesin gerçeği kendine! Ben mi? Vallahi orada değildim. Ama çok yakından tanıdığım Parti Meclisi’nin gergin ortamlarında her şeyin yüksek veya alçak sesle söylenmiş olabileceğini çok iyi biliyorum.

 

Genel Başkan’ın öncelikle şunu hatırlaması lazım: “CHP, 104 yaşında, milyonlarca seçmeni ve üyesi bulunan, Cumhuriyeti kurmuş dev bir parti. Ben olsam da olmasam da Atatürk’ün Partisi kendine bir genel başkan seçebilecek ve rotasını belirleyebilecek bir tabana ve tarihe sahip. Dolayısıyla artık ‘çocuklarım sokağa yalnız çıkabilir mi’ diye sürekli etrafına bakılan bir dede rolünden çıkmam lazım.”

 

Merak etmeyin su yolunda akar Sayın Kılıçdaroğlu. Yeter ki bırakın, CHP’yi yönetecek isimleri örgütün geniş tabanı ve halk seçsin, Parti içinde bir odada dört kişi oturup, herkesi atama sevdasını unutsun… Bilmem anlatabildim mi?

 

BASIN BAYRAMI VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE GÜNÜ (!)

Salı günü yapılan Grup Toplantısı’nda, Kılıçdaroğlu Parti içi meselelere hiç girmedi. O topu taca atarak akıllı bir hareket yaptı. Onun yerine ülkeyi tek adam anlayışıyla yönetmenin mahsurlarını yine anlata anlata bitiremedi, haklı olarak amaartık kendisinde görmeye alıştığımız şekilde kendisinin Parti’yi tek adam olarak götürmesinin mahsurlarını hiç mi hiç aklına getirmeden… Halbuki ondan bir gün önce, hem deBasın Bayramı ve Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü’nde Genel Başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi,Halk TV ile ilişkilerini kopardığını, artık paralarını kestiğini ve ambargo uygulayacaklarını dosta düşmana bildiriverdi! Bu fikrin ve hatta kararın “Genel Başkan Yardımcısı” Eren Erdem’den çıkmış olması, Genel Başkan’ın sorumluluğunu değiştirmez. Bunlar zirve kararlarıdır ve hatta “Bu kararı ben almadım, genel başkan yardımcım aldı, benim suçum değil” veya “ben şimdi topa girmek istemiyorum” deme lüksü yoktur bir genel başkanın…

 

Şu saçmalığa bakar mısınız?! Kılıçdaroğlu bir yandan Merdan Yanardağ’ın neredeyse bir aydır zindanlarda yaşıyor olmasını -haklı olarak- en ağır şekilde eleştirecek, öte yandan da basın açısından bu kadar simge bir günde kalkıp partisinin akıl almaz bir sansür ve ambargoya imza atıyor olmasına sessiz kalacak, bunu kabul edecek… Yok artık! Daha neler! 

 

Ben isterim kim bu yazı Perşembe günü yayınlanıp elinize gelene kadar, Cumhuriyet Halk Partisi bu saçma ve benim affedemediğim hatadan vazgeçsin ve AKP’yi çağrıştıran bu istibdat dönemine özenmiş tavırlarını askıya alsın, unutsun…Evet, dua edelim bu gerçekleşsin; fakat gerçekleşse bile sayın Kılıçdaroğlu oturup düşünmeli: “Ben niye, Erdoğan’a getirdiğim eleştirileri, kendim yaptığım zaman farkına varamıyorum? Yoksa ben de her ne kadar dekor farklı olsa dafarkına vararak veya varmayarak tek adamlığa mı oynuyorum?” MYK’dan da kimse cesaret edip söyleyemiyor mu “Biz böyle yaparsak, uçağına ‘seçerek’ gazeteci alan Recep Tayyip Erdoğan gibi oluruz efendim” diye…

 

Bakın Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu,Kılıçdaroğlu neler söyledi: “CHP kültürü, yasakçı, sansürcü zihniyete geçit vermez, bu zihniyet CHP bünyesinde barınamaz. Yetişkinlik evresine ulaşamamış bir ergen aklının CHP’ye ihanet etmesine, kurumsal kimliği aşındırmasına lütfen izin vermeyin. Size Halk TV adına değil, CHP’nin 100 yıllık hafızası adına çağrı yapıyorum. CHP’yi böyle bir kara lekeyle başbaşa bırakmayın.”

 

Kılıçdaroğlu kendisini dinleyecek mi veya bir özeleştiri yapacak mı hiç bilmiyorum. Özeleştiri genelde siyasetçilerin fazla ilgili olduğu bir alan değil. Mesela ben Ekmelettinİhsanoğlu olayından dolayı CHP Genel Başkanı’nın hiçbir özeleştiri yapmamış olmasına ve hatasında ısrar edişine ömür boyu anlam veremeyeceğim.

 

Öncelikle şunu sorgulamalı Kılıçdaroğlu: Nasıl bir sözleşme vardı Parti ve bu kanal arasında?

Mesela “Halk TV’de aleyhimize hiçbir söz söylenmeyecek”,“Genel Başkan ve Genel Merkez kesinlikle eleştirilmeyecek”, “Genel Başkan’a karşı önüne çıkabilecek hiçbir aday lanse edilmeyecek” mi denildi?

Herhalde bu sözleşmede, “Halk TV programcıları klasik sanat müzelerine ve genç milli tenis takımı maçlarına gidemez”yazacak hali yok, değil mi?

 

İşte bunları merak etme hakkımız var… Gençlerin bu olaya ibretle bakıp “Biz de birkaç ay önce bunları özgürlükçü zannediyorduk” diye kendi kendilerine kızıp köpüreceklerinikimler hesaplayamadı?

CHP yöneticileri, bir kitle partisinin dün CNN Türk’e, bugün Halk TV’ye yarın belki HaberTürk veya KRT’ye küserek, liseli alınganlıkları göstererek ilerleyemeyeceklerini ne zaman fark edecekler? Eleştiriye kapalı bir sosyal demokrat Parti, günümüz dünyasında olabilir mi?

Evet, bu sorulara yanıt bekliyor değerli okurlar…

Yazı Tarihi: 27.07.2023
Paylaş
Benzer Yazılar
Videolar
Alt
CNN Türk’te yayınlanan Tarafsız Bölge programına konuk olan Bedri Baykam, Rusya’nın Ukrayna’daki katliamı naişaret ederek, Atatürkçü, solcu ve aydın kesimin tutumuna sert tepki gösterdi. Baykam,“Milyonlarca insanın yaşadığı bu korkunç olaya empati kuramıyorsanız aydındeğilsiniz!” ifadelerini kullandı.