CHP’de parti içi muhalif gruplar, Türkiye’nin aydınlığa çıkması için en sistematik şekilde çalışarak Demokratik Dijital Devrim Tüzüğü’nü hayata geçirmek istiyor.

 

“Parti içi muhalefet” derken, “sıfatları olanlar gitsin, bu sıfatlar bize geçsin” diye düşünenlerden değil, CHP’nin gerçek anlamda halka açılmasını isteyenlerden bahsediyorum. 

 

Ve ne yazık ki medyada bu gerçekleri birçok tecrübeli insan dahi göremiyor. Mesela sol gazetelerdeki tecrübeli yazarlar bile, “Hem içeriden hem dışarıdan CHP’ye ağır saldırı var. Tek dertleri de CHP’yi bölmek” diyebiliyorlar. İyi niyetle yapılmış, ama gerçeklerden uzak bu yorumlara inananlar var. Adeta CHP’nin %25’e takılmasına da razılar. Partinin sürekli olarak dar bir oligarşik yapı tarafından yönetilmesine de sesleri çıkmıyor. Bu öldürücü tekrarların artık son bulması için büyük bir devrimin şart olduğunu göremeyen, teslim olmuş o kadar çok insan var ki! Sanki “CHP’liysen yapıcı eleştiri bile yapamazsın” gibi bir düşünceye takılmışlar.

 

Seçimlerden önce CHP önderliğinde Millet İttifakı’nın sözde hedefi Çankaya dışında Parlamento’da 400 sandalyeydi. Her birimizin sabah-akşam çalışarak verdiği desteğe rağmen umutlar yine başka bir bahara kaldı. Ama bütün toplumsal ve parti içi bağımsız muhalif grupların baskılarına rağmen “Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir” diyen Kemal Kılıçdaroğlu, bir de üstüne “ayrılırsam parti boşta kalır” demekte bir mahsur görmüyor. Eski Genel SekreterÖnder Sav’ın yanıtı kısa ve keskin: “Kalmaz!” 

 

Tabii ki kalmaz! Yeter ki CHP’nin ufuk çizgisine kilit vurmaya çalışanlar artık gölge etmeyip çekilsin. Dün Cumhuriyet’le beraber tüm aydınlanmacı Türkiye’yi temsil eden en önemli demokrat yayınlardan biri olan ve çok sevdiğim Sözcü Gazetesi bir hata yaptı. “Nazar boncuğu” diyelim. Manşette şunu yazmışlardı: “Atatürk yaşasaydı, bu karamsar tabloya böyle dudak büker, endişeli endişelihalimize bakardı”. Yok, Atatürk tabii ki böyle yapmazdı.Değerli dostum Sinan Meydan seçimlerden hemen sonra Cumhuriyet’te yayınlanan tam sayfa tarih yorumunda “Atatürk Gibi Umutlu Olmak” başlığını kullanmıştı, tabii ki umutlu olacağız. Umudu kalmayanın geleceği de yoktur.Bugün CHP’yi ve bu sayede ülkeyi kurtaracak tartışmasız tek formül, Demokratik Dijital Devrim Tüzüğü’ne geçiş yapılması. Bu gerçekleşmedikçe Ali gider Veli gelir ve sonuç değişmez. 

 

Bugünkü tüzük, delege ve kurultay yapısında Kılıçdaroğlu’nun eli tabii ki çelik kadar güçlü. Dağıtılan sıfatlar, toplanan imzalar ve ufka doğru başkanla beraber yürümenin yeri doldurulamaz. Pratik çıkar ilişkileri. Ve en acısı, herkes bu çıkarların Türkiye’nin de çıkarı olduğuna kendini inandırmış.

 

ÜLKEYİ KURTARMAYA MECBURUZ ÇÜNKÜ,

Türkiye’yi kurtarmanın tek yolu, CHP’nin halka açılarak %25duvarını kırması ve halkın iktidarını sağlaması. Bu gerçekleşmediği sürece dünya faşizmin ve kapitalizmin çıkar batağına saplanmış, ekolojik dengeleri çökmüş bir ülke de yaşamaya devam edeceğiz. Akbelen’de, Limak’ın milli servetimiz olan ağaçlara ve ormanlara yönelik saldırısı, gençlerin ve ninelerimizin, jandarma ve polisle karşı karşıya kalarak yaşadıkları korkunç sahnelere neden oldu. Böyle bir ülkede mi yaşamak istiyoruz!?

 

Yaşanan düzen bozukluğu, ekonomik depresyon ve hukuksuzluğa sığınma her türlü toplumsal cinnet ve şiddetinpatlama yapmasına neden oluyor. Daha birkaç gün önce Esenyurt’ta yaşanan mafya hesaplaşması bu ülkenin adaletinden kendilerine bir zarar gelmeyeceğini düşünenlerin gencecik insanları infaz etmesinin önünü açıyor. Yalnız geçen yıl silahlı şiddet olaylarında 2278 kişi canını kaybetmiş. Kadınlar, yine yasaların katilleri koruduğuna güvenen erkeklertarafından katledilmeye devam ediliyorlar. Ülkenin kimi siyasi partileri ve hatta kimi profesörleri kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin 6284 sayılı yasanın derhal kaldırılmasını istiyorlar. Mesela Prof. Ebubekir Sofuoğlu isimli akademisyen, bu yasayı savunan AKP’li kadınları bile birkaç ay önce “cehennemlik” olarak niteledi. İktidar partisinin ve liderlerinin kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik sistematik baskıları yönlendiren tarikatları durmadan desteklemesi ve “ziyaret etmesi” ortaya giderek kararan bir Türkiye çıkarıyor. Yargı bağımsızlığı her zamanki gibi ayaklar altında.

 

Bugün artık dokunulmazlığı olmayan ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu ve sürekli olarak iktidarın hedef tahtasına oturtulan İmamoğlu kendini güçlü hissettikleri ilk anda iktidarın ağır bir satranç hamlesiyle karşı karşıya kalabilirler. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan beni eleştirdiğinde alkışlayan hâkimin önüne dosyam gittiğinde neler olacak?” diye haklı olarak soruyor. Can Atalay, seçimlerden 10 gün sonra meclis başkanlığına aday gösterilmiş bir milletvekili iken, anayasa ihlaliyle hala tahliye edilmemiş olması hem siyasi hem hukuki ortamımız açısından akıl almaz bir durum. “Pahalılık Erdoğan yüzünden” diyen genç, seçimlerden önce yaka paça gözaltına alınırken, aynı dönemde sahte videolar ve afişler propagandadöneminde kol geziyorken, devlet mekanizmasına kılcal damarlarına sızarak, çok kritik alanları kendi “eyaletinin arka bahçesi” haline getirmiş Menzil Tarikatı’nın gazetelerde ve televizyonlarda boy boy hükümranlık dizileri yayınlanıyor. “Laiklik nerede?” diye soranınız kalmışsa bilin ki anayasanın ilk üç maddesine de göz dikmiş bir güruh sinsi bir şekilde fırsat kolluyor. Feshane baskını, festival ve konser iptalleri özellikle batılı illerde özgürlükçü toplumun gericilik örneklerine alışmasını hedefleyen kabul edilemez bir uygulama. Bu arada sevgili Barış Pehlivan’ın beşinci kez hapse girme ihtimali gündemde. İnanılır gibi değil!

 

37 gündür hapiste bulunan Merdan Yanardağ, bakın ikinci tur seçimlerden dört gün önce ne demiş: “Son 11 yılı aşağı yukarı dinci faşizan totaliter bir rejim altında geçirdik. Seçimi tekrar Erdoğan kazanırsa İslamo-faşist bir rejime yönelme olasılığı yüksektir. Medya üzerindeki baskının, kuşatmanın artacağı ise kesin görünüyor. Ancak bunu dünyanın sonu gibi görmemek de lazım. Baskılara, mücadeleye alışkınız.” 

 

Merdan Yanardağ haklı. Ne demiştik “Atatürk gibi umutlu olmak.” CHP’nin iç devrimi ile başlayacak yeni dönem…

Yazı Tarihi: 03.08.2023
Paylaş
Benzer Yazılar
Videolar
Alt
Beltaş Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Beşiktaş Belediyesi ev sahipliğinde çocukların eğitimine destek olmak amacıyla Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde 'Anadolu'da Bir Kızım Var' adlı bağış sergisi düzenlendi. Sergide elde edilen gelir, depremzede çocukların eğitimine katkı sağlayacak. Beşiktaş'ta çocukların eğitim giderlerini karşılamak amacıyla bağış sergisi düzenleniyor. Beltaş Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından gerçekleştirilen bağış sergisinde birçok sanatçının eseri sergilenerek çocukların burs ve uzaktan eğitim ekipman ihtiyacı giderilecek. Beşiktaş Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen sergi 21 Mart - 15 Nisan'da Beltaş Vakfı, Devrim Erbil Vakfı, Upsd, IMOGA, (İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi) Piramid Sanat kurumları ve birçok sanatçı ile ortak yürütülüyor. Serginin gelirleri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin 'Anadolu'da Bir Kızım Var' projesinin izinli hesabına aktarılacak. Sergideki eserlerin yer aldığı PDF dosyasına ulaşmak için bedri.baykam@gmail.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz.