Bedri Baykam’a göre Atatürkçülüğü yansıtmak keyifli bir sorumluluk

Ömrünün ve sanatının önemli bir bölümünü siyasete, cumhuriyete, Atatürk’e, demokrasiye yaslandığını ifade eden Bedri Baykam, “Dolayısıyla ömrümün çok önemli bir kısmı bu değerleri korumak, anlatmak ve yeni kuşaklara aktarmak üzerine kurulu. Milliyet’in 23 Nisan’ın 100’üncü yılına önerisi benim için keyifli bir sorumluluk oldu” dedi

Bugün, TBMM’nin kuruluşunun ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 100’üncü yılını Bedri Baykam’ın Milliyet’e özel hazırladığı deseniyle kutluyoruz. Daha 10 yaşındayken Münih’te açacağı ilk sergisinin haberi Milliyet’te “Harika çocuk” haberiyle duyurulan Bedri Baykam için Milliyet, pek çok açıdan ilklerin de adresi. 1960’lı yıllarda CHP Adana ve CHP İstanbul Milletvekili olan babası Dr. Suphi Baykam sayesinde Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisini çocukken yakından tanıyan bir isim Baykam. Biz de bu vesile ile zoom üzerinden Baykam’a bağlandık...

Nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz?

Doğduğumdan beri bir hazırlık sürecinden geçtim. Zaten, o meclisin milletvekillerinden birinin oğlu olarak dünyaya geldiğim için, o ortamın içini bilen bir DNA’dan geliyorum, CHP Milletvekili Dr. Suphi Bakyam’ın oğlu olarak. Hep söylerim, rahmetli İsmet İnönü bana dedem kadar yakındı, her sergime gelirdi ve biz de Pembe Köşk’e onu ziyarete giderdik. Mecliste, partide görürdüm. Dolayısıyla herkes için İsmet İnönü bir isim, Napolyon gibi, benim içinse sesini, esprilerini, ses tonunu, elimi tutuşunu çok iyi bildiğim, tanıdığım bir insan. Bir Cumhurbaşkanı. Onun aurasını, karizmasını, tarihsel boyutlarda verdiği hisleri yaşamış bir insan olarak hayata adım atmış olmak benim için bir şans tabii. Dolayısıyla bu hazırlık benim için bir ömür sürmüş bir hazırlık. Benim şansım; Cumhuriyet’in, meclisin, demokrasinin değerlerini ve temellerini en sağlam şekilde öğrenme fırsatı yakalamış olmaktı. Rahmetli babamdan, bu ortamdan ve aile ortamımdan. Sonuçta herkes demokrasiye ve cumhuriyete inanan, aydın insanlardı. Türkiye’de yaşamaktan ve Atatürk cumhuriyetinin çocukları olmaktan mutluluk ve gurur duyarak yaşıyoruz. Zaten ömrüme baktığınızda da, ömrümün, sanatımın belki önemli bir bölümü siyasete, cumhuriyete, Atatürk’e, demokrasiye yaslanıyor. Dolayısıyla ömrümün çok önemli bir kısmı -kitaplarımda ve makalelerimde, sanatımda- bu değerleri korumak, anlatmak ve yeni kuşaklara aktarmak üzerine kurulu. TBMM’nin kuruluşunun 100’üncü yılı vesilesiyle Milliyet bana böyle bir teklif yaptığı zaman da bu birikimi, duyguları, -dediğim gibi- doğduğumdan andan itibaren aldığım DNA’nın getirdiği inancı, cumhuriyet kararlılığını, Atatürkçülüğü böyle bir görüntüye yansıtmak benim için sonuçta keyifli bir sorumluluk oldu.

Nasıl bir teknik kullandınız bu desen için?

Bütün arşivimi taradım. 63 yaşındayım ve esasında sahip olduğum arşiv de 80 yıllık bir arşiv. Babam da hep arşivciydi ve o da kendisiyle ilgili haberlerin arşivini tutardı. Ben de bir sanatçı olarak, daha önce Türkiye’nin 20. yüzyıl siyasi tarihi hakkında çok derin araştırmalar yaptığım için ayrıca önemli bir arşivim var. Yanı sıra bugün dijital ortamdan da beslenebiliyor. Bütün bu malzeme bolluğu içinden hem Bedri Baykam estetiğinin hem Cumhuriyet’in hem Atatürk’ün hem olayın hikayesini aktaran bir iş yapmak istedim.

100 yılı bir görüntüye sığdırmak kolay olmasa gerek...

100 yılı bir görüntüyle özetlemeye çalıştığınızda orada olması gereken değerleri vurgulamanız gerekir. En başta Atatürk ve onun kararlılığı ve sevecenliği önemliydi. Cumhuriyetin babası figürü hem işin renkli yanı hem çocukların coşkusu, o çocukların sanatla, heyecanla ve sporla iç içe olması... Cumhuriyete, meclise ve bayrağa bağlı olmaları. Orada hem meclisi hem bayrağı görüyoruz. Ayrıca kadınlarımız var, onlar da hem o çocukların anneleri hem kararlı cumhuriyet kadınları. Seçme seçilme hakkına sahip olmaları ve Atatürk devrimlerinin de en çarpıcı yüzünü temsil ediyor olmaları önemli. En yukarda Atatürk’ün gözlerine yakın duran savaş görüntüleri de bu cumhuriyetin kan, ter, gözyaşı ve emekle, büyük fedakarlık ve acılarla kurulduğunun hatırlatılması. Teorik olarak kurulmuş bir cumhruiyet değil, kâğıt üzerinde kurulmuş bir cumhuriyet değil, her zerresi ve her bedeli ödenmiş bir şekilde yaşama geçirilmiş bir cumhuriyet bu. Bunları vurgulamak istedim.

Çocukluğunuzun büyük kısmı TBMM’de geçti babanızın vekil olması dolayısıyla. Oradaki anılarınızdan bize aktarmak istediğiniz var mı?

Babam, ülkenin gelmiş geçmiş en iyi iki ya da üç hatibinden biriydi. Mecliste de başka ortamlarda da babamın çok çarpıcı konuşmalarına tanık olmak üzerimde önemli etkiler bıraktı. Aklıma bir tek anekdottan çok birden fazla şey geliyor. İnönü’nün kararlılığı, sıcaklığı, babama anlattığı fıkraları...

İlk haberim Milliyet’te

1967 tarihli Milliyet gazetesinde sizin bir haberiniz var. Onu saklıyor musunuz?

Tabii. Baykam arşivinden bu gazete. “Bedri Baykam Münih’te sergi açacak” başlığıyla vermişler. Çok mutlu olmuştuk o zaman. Gençlik yıllarımda da Milliyet eve girmeye devam etti. Son sayfası spordu.

Milliyet yine son sayfasını spora ayırdı, eskiden olduğu gibi...

Tekrar ona döndünüz, ben çok mutlu oldum. Benim için en önemli şeylerden biri spordu ve Fenerbahçe’ydi. Alır almaz son sayfayı açardım. Laf aramızda, Milliyet de en iyi spor sayfalarını hazırlayan gazeteydi. Benim gözümde en değerlisi spora geniş yer verdiği için Milliyet gazetesiydi.

Milliyet’te spor yazdığınız bir dönem de var...

Milliyet’in spor sayfasının efsanevi sorumlusu Namık Sevik ile dost olduk. Ben yetişkin olduğumda yazarlığa ilk Milliyet’te yazdığım spor yazılarıyla başladım. 78’de, yani 42 yıl önce başlayan yazarlık serüvenim oradaki tenis yazılarıyla oldu. Rahmetli Abdi İpekçi ile de çok iyi tanışırdık ve her gittiğimde kendisini ziyaret ederdim. Abdi Bey de, arada benim her gün tenis oynadığım Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü’ne gelirdi. O dönemin dünya birincisi Romen tenisçi İlie Nastase ile Hilton Oteli’nde röportaj yaptığında üçümüz beraberdik, sonra beraber kulübe gidip binlerce kişinin girmeye çalıştığı final maçını izledik. Rahmetli Abdi Bey her adımında inanılmaz büyük bir saygı uyandıran, çok değerli, sakin çok özenli ve entellektüel bir kişilikti. Milliyet yazarları ve ikinci sayfadaki Düşünenlerin Düşüncesi köşesi, Türkiye için bir büyük referanstı.

Sizin için ilkler hep Milliyet’te olmuş diyebilir miyiz?

Evet, yazarlık serüvenim, ilk basın kartım.

“Küçük Bedri’ye teşekkür ederim”

Bugünkü Bedri Baykam, gazete haberi çıkan küçük sanatçı Bedri’ye ne söylemek ister?

Atatürk gençlere ve çocuklara çok önemli iki bayram hediye etti: 23 Nisan ve 19 Mayıs. Zaman çok hızlı akıyor ve hep geleceğe hazırlıklı olmanız lazım. Satrançta dört hamle sonrasını hazırlamanız gerektiği gibi. Hayat çok daha riskli bir satranç tahtası. Bu nedenle ben o küçük Bedri’nin belki o günlerde ailesine ve Türkiye’ye “verdiği sözleri” tuttuğunu görüyorum. Bütün o cumhuriyete, Atatürk’e, demokrasiye, çağdaşlığa, barışa inan ve bu değerleri korumuş olarak bugünlere gelmiş olmaktan dolayı mutluyum. “Harika Çocuk” olarak adlandırılan o dönemim biraz farklı bir dünya olarak görülür ama ben o çocuğun devamıyım. Ben o çocuğa çok şey borçluyum. Onun iş disiplini, ciddiyeti, ilgi alanları ve bunları ayırabilmesi ve geliştirmesi, bir şeyi inanarak yapması... O Bedri’ye de teşekkür ediyorum. Hepsinden önemlisi bu cumhuriyete ve bu ortamı sağlayan, sanata, çocuklara değer verenlere çok teşekkür ediyorum.

Eve giren dört gazeteden biri Milliyet

“Babam vekilken bizim eve dört gazete girerdi. CHP’nin gazetesi Ulus, benim de 30 yılı aşkın süredir yazdığım Cumhuriyet gazetesi, o günlerin önemli bir merkez ve sol gazetesi Akşam ve Milliyet’ti. Gazeteler sabah 7.30 civarında bırakılırdı ve ilk ben okurdum. O gazeteleri okuyarak okuma yazmayı öğrendim. Fransız ilkokuluna gittim, ama gitmeden evvel bu gazeteler sayesinde öğrendim. Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ını okurdum Milliyet’te.

Yazı Tarihi: 23.04.2020
Kategori: Haber
Paylaş
Benzer Yazılar
15 Temmuz 2020
Görüntülenme:

24 Nisan 2020
Görüntülenme:

23 Nisan 2020
Görüntülenme:

Videolar