Pandeminin başından itibaren dizilere daha fazla merak sardım. Kitap okurken, makale yazarken, arşiv düzenlerken yan gözle hikayeyi takip edebildiğim için dizilerin çalışmama da mani olmadığını, hatta uykuyu engellediğini gördüm. “Sen Çal Kapımı”, “Masumiyet”, “Sadakatsiz”, “Son Yaz”, “Camdaki Kız”, “Maraşlı”! Eğer bir kanalda ülkenin Arap saçına dönmüş siyasi ortamını tartışmıyorsam veya başka bir tartışma ya da önemli spor müsabakası izlemiyorsam bu dizileri izliyorum.

Fakat o dizilerde rastladığımız entrikalar, “mafyatik” ilişkiler, tehditler, son zamanlarda biraz hafif kaçmaya başladı! Bildiğiniz gibi Sedat Peker’in dizisi, bir “tulluat” olarak birden YouTube üzerinden milyonlara ulaştı ve bizim masum dizileri solladı geçti!

Bu dizide neler yok ki? Cinayet iddiaları-şantaj-kokain-Kolombiya-Türkiye-yat limanları-gizli istihbarat elemanları-bakanlar-stand up şovlar-ev baskınları-çocuklar ve kadınlar üzerinden sürdürülen bir “şeref haysiyet ve intikam” söylemi-ertesi gün sürçülisan olarak iptal edilen demeçler-“Şu böyleyse şu da şöyleyse, idama razıyım” diyen bakanlar-“bana yalan makinası getirin, söylediklerimi kanıtlayamazsam sırayla parmaklarımı veya bileğimi keseceğim” diyen sürgünde aranan “işadamları”-milletvekili hakkında tecavüz şikayetinden bir gün sonra ölü bulunan yabancı televizyoncu kızlar-“lağım patladı” diyen muhalefet kesimleri-milyonlar içinde yüzen bakanlık danışmanları-uydurma iddialarla gasp edilmeye çalışılan holdingler/üniversiteler-1990’ların bir diğer efsanevi antikahraman dizisi Susurluk’la olan soyağacı ilişkileri-offshore hesaplar-Goebbelsler-Pelikanlar-Beykoz konakları-aslanın inine girenler-Nusret-Stephan Zweig-Bob Dylan-Che-devlet tarafından koruma tahsis edilen, öte yandan mafya lideri olduğu etrafta dillendirilenler ve daha neler neler… “Son Yaz”daki romantik eski mafyanın isyankar oğlu, bahtsız aşık Akgün’ün içinde bulunduğu melodramatik maceralar son derece ilkel ve saf kalmıyor mu, bu yeni “enternasyonal dizi” karşısında? Zaten dizi merkezini Birleşik Arap Emirlikleri’ne transfer etmişiz, oradan da şöhreti şimdiden dünyaya yayılan bir prodüksiyon çıkmış ortaya!

Peker, belli ki akademisyenlere yönelik tehditlerinden pişman. “Terör örgütünü destekleme amacı taşımayanlardan özür dilediğini” dile getiriyor.

Türkiye’de gazetecilik, yazarlık, medyacılık hepinizin bildiği gibi zor zanaat. Öyle böyle değil! Bir sabah kalkıyorsunuz ve birden her noktada suç arayışlarının size dönebileceği şekilde, “mafya-ticaret-siyaset” üçgenlerinin ortasında kalabiliyorsunuz. Bunun sonucunda yayın organlarının “görmedim/duymadım/bilmiyorum” sendromu içine düştüklerini ve bazılarının mecburen yine penguencilik oynamak durumunda kaldıklarını görüyoruz. Çünkü kurabilecekleri en tarafsız cümleler bile her iki tarafın bu yayın organını topa tutmasıyla sonuçlanabilir! Üstten gelen “aman konuya girmeyin” işaretleriyle, meydan yangın yerine dönmüşken Filistin-İsrail kavgası hakkında Avustralyalıların görüşlerini araştıran bir medya çıktı yine ortaya! İyi ki birkaç Atatürkçü gazete ve televizyon var da şu yaşananlar tarih önünde kayda geçebiliyor! Kimse unutmasın: Bu kadar vahim iddialar, araştırılır. Suç gerçekten varsa, üzerine gidilir, yoksa da o kişiler aklanmış olur. Ama “istifa müessesesi” çalıştırılmadan bu iddiaların üzerine hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı şeffaflığı ile gidilemez. (Sade bir memur hakkında soruşturma yürütülse açığa alınır. En azından İç İşleri Bakanlığı da kendi hakkında soruşturma istiyorsa, istifa etmelidir.)  

Sakın zannetmeyin ki, tek kişinin uzun monologlarını 10-15 milyon kişinin saatlerce dinlemeleri kolay rastlanılan bir sonuç! Ortada olağanüstü bir durum var: Çok ilginç bir şekilde Sedat Peker’in performansı teatral-burlesk, çok ilgi çekici ve çeşitli halet-i-ruhiyeler arasında gidip gelerek izleyiciyi hipnotize etme yetisi olan acaip bir vaka! Kimi anlarda izleyiciyi bayağ güldüren, kimi anlarda yansıttığı sinir ve kinle de ürküten agresif bir sahne mizanseni! Ortada böyle gerçekler olmasa milyonlarca insanın tek bir kişiyi şu ana kadar 5-6 saat demeden izlemiş olmaları ve bunun doğrudan medyaya yansımış olması, kolay kolay gerçekleşebilir miydi?  

Kılıçdaroğlu soruyor: “Bu Kolombiya’dan yola çıkması gereken beş ton kokain Türkiye’de nereye teslim edilecekti? O adrese baskın yapıldı mı?” Cevap yok. “Yeraltı çetelerinin arkasında siyasi destek olursa hiç kimse bunlara dokunamaz” diye devam ediyor.

Sevgili arkadaşım Fikri Sağlar, Susurluk Komisyonu’nun en aktif üyesiydi. Bugün o tecrübeyle Durum Susurluk’tan daha ciddi” diyorsa, kendisine kulak vermekte kesinlikle fayda var:  “Sedat Peker’in vücut dilini dikkatli takip ettim. Biz Susurluk zamanında bu tip ilişkide olan 63 kişiyle konuştuk. Peker’in vücut dili onlardan çok farklı. Söylediğine vakıf, okuyan yazan biri gibi...” Susurluk’a, Deniz Baykal ile beraber gidip kaza yerini ve arabayı görmüştük...

Peker’in iddialarında sürekli adı geçen Mehmet Ağar, Tolga Ağar ve Süleyman Soylu’nun, normalde derhal somut verilerle bu iddialara yanıt vermeleri ve her birinin yanlış olduğunu kanıtlamaları beklenir değil mi? Henüz bu yaşanamadı. Bütün Türkiye gibi ben de merak ediyorum. Ölen kız kimdi, neden öldü, otopsi raporu ne diyordu, bir gün önceki tecavüz iddialarına ne oldu, Mübariz Mansimov’un Yalıkavak’daki marinasına nasıl el kondu? Bugün şeffaf bir şekilde kendisini ekrana çıkarıp iddiaları sormak mümkün mü?

CHP’nin parlamentoya bu yeni mafya-siyaset krizi hakkında bir araştırma önergesi vereceği ne kadar kesinse, bu önergenin reddedileceği de bir o kadar kesin! Daha FETÖ’nün siyasi ayağını araştırmaktan korkan bir iktidar, bu kadar gözlerinin içine bakarak somut iddialarla bu diziyi gözlerine sokan şahsa yanıt vermeye hazır mı sizce?

2016’da FETÖ kalkışması neden çıkmıştı? Tek bir nedenle: Açgözlülük, paylaşım daha doğrusu “paylaşamama” ve iktidar içinde yüzde kavgalarından. Kimin pasta payı daha büyük olacak? Şimdi ortaya saçılan, daha mütevazi ama bir o kadar hırslı paylaşım kavgaları!

Bu konuştuklarımızı duyan bir Avrupalı bize diyebilir ki “Peki bu soruşturmaları göbekten dalabilecek güçlü bir Cumhuriyet Başsavcısı yok mu ortada? Sonuçta yargınız bağımsız değil mi? Bırakın yargı üzerine düşeni özgürce yapsın.”

Bu yabancıya yanıt verme görevini izninizle size devrettim. Bizim şahsa özel demokrasimizi ve sözleriyle özleri farklı bağımsızlıkları yansıtan yargımızı, kendi bulacağınız kapsamlı ve pohpohlayıcı kelimelerle lütfen bu gariban Avrupalı’ya anlatmaya çalışın! Haydi kolay gelsin dostum!

Yazı Tarihi: 20.05.2021
Paylaş
Benzer Yazılar
16 Eylül 2021
Görüntülenme:

09 Eylül 2021
Görüntülenme:

03 Eylül 2021
Görüntülenme:

Videolar
Alt
Bedri Baykam, Galerie Lavignes-Bastille - Paris