Geçen pazar oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçının son derece önemli olmasının yanı sıra, oldukça gergin geçeceğini, herhalde yalnız tüm spor severler değil, ilköğretim talebeleri bile çok iyi biliyordu. Ama ilginç bir şekilde bunu bilmeyen (!) kişi ve kurumlar vardı, Trabzon Emniyet Müdürlüğü, Trabzon Valiliği ve Trabzonspor’un yöneticileri gibi… 

Fenerbahçe ne yazık ki futboldan başka her şeye benzeyen bir maçtan sonra, 3-2 kazandı. İlk devreyi sarı-lacivertliler 2-0 önde kapadıktan sonra, maçın ikinci yarısı ile Trabzonspor seyircileri sahaya bin bir plastik bardak, pet şişe ve ellerine geçirdikleri her türlü maddeyi atmaya başladılar. Gerek Fenerbahçeli futbolcular gerekse maçın hakemi bu madde yağmurundan nasiplerini aldılar. Herkesin beklentisi hakem Halil Umut Meler’in müsabakayı tatil etmesiydi. Ama bu yaşanmadı! Birkaç ay önce aldığı yumruk darbesine bütün Türkiye’nin üzüldüğü Meler’in belki özgüveni henüz geri gelmemişti ya da kuvvetle muhtemel bu maçı olaylar daha da büyümeden “güzellikle kapatarak”, sürecin nahoş noktalara çekilmesini engelleyebileceğine inanıyordu.

Maçtan sonra yaşanan korkunç olayları zaten biliyorsunuz; yüzlerce futbol teröristi sahaya atlayarak Fenerbahçeli futbolculara saldırmayı denedi. Daha doğrusu alenen saldırdılar da işler planladıkları gibi gitmedi ve birçoğu bu eyleme giriştiklerine pişman olacak noktalara gerilediler. O dakikada şiddetin bahaneleri alıştığımız şekilde sıralanmaya başladı: “Fenerbahçeli futbolcular sahanın ortasında sevinç gösterileri yapmışlar ve Trabzonlular’ı provoke etmişler (!)” Halbuki her biri çok iyi biliyordu ki Trabzonspor, Lig’in ilk yarısında Fenerbahçe’nin namağlup sıfatını yok ederek İstanbul’da kazandığı maçtan sonra sahanın ortasında büyük sevinç gösterileri yapmış, kalecisini havalara atıp tutma keyfini sonuna kadar yaşamıştı! Ama ne yazık ki Trabzonlular şöyle bir duruma alıştırdılar kendilerini: “Biz çok sinirliyiz, her şeyi yapabiliriz, kolay provoke oluruz ama kimse bizden hesap soramaz, kimse bize ceza veremez, çünkü zaten devletin zirvesindeki bütün büyük kesimler bizden yanadır.” Yani Fenerbahçe camiası hep medeni olacak, onlar ise hep holigan ve hatta “kanun/kural dışı” olma haklarını mahfuz tutacaklar! Ne kadar ilginç bir dünya, değil mi? Sonuçta Fenerbahçeli futbolcular kendilerini ve birbirlerini koruyarak linç edilme tehlikesini atlatabildiler. Ama Trabzon’daki bütün devlet kurumları bu kriz anında fena halde sınıfta kaldı. Holiganlar Dingo’nun ahırına girer gibi sahanın içine adeta saldırılar düzenledi ve Fenerbahçeli futbolculara ulaşana kadar onları durduran bir Allah’ın kulu çıkmadı! Gerek Türkiye Futbol Federasyonu, gerek İçişleri Bakanlığı o akşam can kaybı yaşanmamış olmasının ne kadar büyük bir şans olduğuna şükretsin!

 

Şu hikmete bakın, aynı Trabzonspor Galatasaray’dan 5 gol yemişti, fakat ne sahaya inmiş ne rakibe, ne de kendi futbolcularına saldırmıştı! Herhalde o gün Trabzon seyircisinin en az yarısı çok mutlu oldu, çünkü bu skor sayesinde Fenerbahçe’nin şampiyon olma ihtimalini aşağı çekmeyi başarmışlardı. Zira belli ki, artık Trabzonsporlular için futbol, kendi takımlarının başarısından daha çok Fenerbahçe’nin başarısızlığını kovalamak üzerine kurulu… 

Trabzonspor yöneticileri Türkiye’yi dehşete düşüren korkunç sahnelerin ardından ertesi gün ne yaptılar zannedersiniz? Örneğin ben beklerdim ki, en azından kendilerini koruma altına almak adına “Birkaç yüz futbol teröristinin pazar akşam yaptığı eylemler ne Trabzon halkını ne de Trabzonspor’u bağlar. Onları adalete biz kendi ellerimizle teslim edeceğiz. Türkiye spor ortamından özür diliyoruz.” Evet ben bunu beklerdim, çok safım değil mi? Oysa bakın onlar ne demeyi tercih ettiler:
“Yönetim Kurulumuz tüm yaşanan süreci dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Kulübümüz, Türkiye Futbol Federasyonu’nun yarınki disiplin sevklerinden sonra yapacağı detaylı açıklamayı kamuoyuyla paylaşacaktır. Şunun gayet iyi şekilde bilinmesini isteriz ki; hiç kimse ya da herhangi bir kurum Trabzon şehrini, Trabzonspor Kulübü’nü ve Trabzonspor’un şerefli taraftarını dünkü olayların önüne meze etmeye kalkışmasın! Buna asla izin vermeyeceğimizi hatırlatmakta fayda görüyoruz. Ertuğrul Doğan Trabzonspor Kulübü Başkanı”

Tabii bu demeçten bizlere de şunu anlamak düşüyor: Demek pazar günü sahaya inen taraftarlar Ümraniyespor, Kızılcahamam veya Kayserisporlu’ydu sanki, öyle mi?! Kesinlikle Trabzonlu değildiler, değil mi? Ne ilginçtir ki, sahaya dalan bu holiganların çoğunun Passolig’i de yoktu ya da başkasının kartıyla teşrif etmişlerdi, bir kısmı yurtdışından gelmişti ve olay adeta “Organize İşler” filminin adını anımsatıyordu!

Trabzonspor’un Başkanı, yöneticileri, teknik direktörü ve futbolcuları, olaylarda geri adım atmadılar, herhangi bir suç üstlenmediler; olsa olsa şerefli taraftarlarını korumak için birbirlerine söz vermişçesine cümleler sarf etmeye devam ettiler! Trabzonspor Başkanı ve yönetimi, dün düzenledikleri basın toplantısında, ilk defa sahaya girenlerin yaptığının “yanlış olduğunu” nihayet nasıl olduysa itiraf ettiler. Ama tabii suçun önemli kısmını yine Fenerbahçeli futbolculara atmayı ihmal etmeden! Gerçekten pes! O holiganlar, saldırı amaçlı yeşil sahaya dalıyorlar. Orada ne işleri var? O saha futbolcuların özel mahrem alanı. Oraya teknik ekip, futbolcular, hakemler ve top toplayıcılar dışında hiç kimse giremez! Futbolculara şiddet uygulayarak onlara fizik zarar vermek üzere sahaya dalan futbol teröristleri, orada dayak yediler diye “mağdur” statüsüne mi terfi ettiler? Futbolcular yalnız bilek gücü kullanarak meşru müdafaa yaptılar! Peki, ne yapacaklardı? Saldırganlara selam verip“Buyurun kimi aramıştınız? Sizin için ne yapabilirim?” mi diyeceklerdi?  Tabii ki birkaç yüz kişinin suçu tüm taraftar camiasına mal edilemez, ama bundan daha da net olan bir durum var ki, bu aşırılığı yapan grubun temsil ettiği yönetimin de mahçup bir konumda olması ve en azından onlar adına özür dilemesi lazımdır.

Hatırlamayanlarınız olabilir. Fenerbahçe, Rizespor’u 5-1 mağlup ettiği maçtan dönerken, 4 Nisan 2015 tarihinde otobüsleri kurşunlanmış ve uçuruma düşme tehlikesi geçirmişti. Aradan geçen 9 yılda olayın failleri hala bulunamadı! Daha önce de 1985 yılında Selçuk Yula ve Abdülkerim Durmaz döneminde de takımın otobüsü kurşunlanmış, pencerede delik açılmıştı. 1995-1996’da Trabzonspor şampiyonluğu son anda Fenerbahçe’ye kaybettiğinden beri, sarı lacivertlilere karşı bordo-mavililerin husumeti giderek daha da artmaya başladı. 1998’de Trabzon’da bir kupa maçında Fenerbahçe hocası Otto Bariç’in kafasına arkadan taş isabet etmiş, çıkan olaylardan sonra Fenerbahçe sahadan çekildiği için ciddi yaptırımlar yaşamıştı.   

Şimdi, pazar günkü dehşetengiz olayların sahada yaşanan kısımları var, bir de sosyal medya ve sokaklara taşan noktaları… Trabzon’da maskeli olarak sahaya dalan, korner bayrağını eline mızrak gibi geçiren, üzerinden çakı çıkan, futbolculara yumruk ve tekmeler atarak her türlü zararı vermeye çalışan gözü dönmüş insanların tespiti herhalde o kadar zor olmasa gerek. Bir de sosyal medyada Fenerbahçe’yi, Fenerbahçeli futbolcuları açıkça tehdit, küfür ve hakaret eden, silah gösteren, havaalanında beklemeye geçen, “pusudayız” diyen güruh var… Haberlere yansıyansa sadece 12 kişinin gözaltına alındığı. “12” rakamı, gözaltına alınması gereken kişilerin KDV’si bile olamaz! Sonra ne oldu biliyor musunuz? Yalnızca 5 kişi tutuklandı! Yahu yalnız Twitter’da Fenerbahçeliler’e ölümcül pusu kurduklarını açık açık övünerek ifşa edenlerin sayısı, hatırladığım kadarıyla 5 kişiydi. Bu rakam niye gerçek sayıya ulaşamıyor? Yalnız Twitter hesapları ve suratları açıkça tanınabilen insanlar üzerinden gitseniz, sahada ve videolarda herhalde ilk aşamada 100 kişiye ulaşırsınız! Tabii bunu yapabilmek için önce istemek lazım!

İnsanlar o kadar ön yargılı analizlere kendilerini kaptırmış ki, yedek kulübesinde oturmuş ensesine gelen maddelerden ağrıyan noktasına sakin bir şekilde -seyircilere görünmeden- buz tutan Fenerbahçe teknik direktörü İsmail Kartal provokatör ilan edilebiliyor, kimi sözde spor yorumcuları tarafından!  

 

ALİ KOÇ’UN ANLAŞILIR HAKLI İSYANI

Maçın bitiminden 20 saat sonra, Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Yönetim Kurulu ile yaptığı toplantıdan çıkan sonucu kamuoyu ile Fenerbahçe televizyonunda paylaştı: Büyük bir olgunlukla Fenerbahçe kadar Trabzonspor’a da geçmiş olsun diyen Koç “Pazar gününün mağdurunun tabii ki Fenerbahçe Spor Kulübü olduğunu” hatırlatmak zorunda kaldı: “İş çığırından çıkmıştır, yaşananlar 3 Temmuz ve devamıdır, bu çeteyle mücadelede ne TFF ne de devlet bize yardımcı olmuştur, hep ‘bu son olsun’ diyoruz ama bir türlü bir türlü son olmuyor.” Kendi futbolcularının yaşanan gerginliklerden sorumlu tutulabileceği konusunda duyumlar aldıklarını söyleyen Koç “İnsan utanır!” diyerek, şaşkınlığını ve tepkisini dile getiriyor.

Koç’un yaptığı en önemli açıklama tabi Lig’den çekilme kararını da gündeme aldığı 2 Nisan Olağanüstü Genel Kurul ilanı. Başkan Koç, o gün çoğunluğun toplanması için o kadar büyük bir kararlı rica ortaya koydu ki, toplantının bir hafta ileriye kaymayacağı konusunda neredeyse eminim! Ali Koç’un açıkça gündeme taşıdığı ve ilk aşamada da büyük heyecan yaratan düşüncesi, bu işler değişmediğine göre ortada dönen Fenerbahçe istismarına son vermek için, Genel Kurul’dan yetki ve onay alarak Lig’den çekilmek! Burada üyelerin görüşleri her ne olursa olsun, Başkan’ın çağrısına uyarak 2 Nisan’da buluşmaya gelmeleri son derece önemli. 

Başkan Ali Koç taraftarlar arasında çok seviliyor ve kendisine büyük hayranlık besleniyor. Bunun nedeni yalnız Fenerbahçe’ye yaşamının neredeyse tamamını adaması değil. Çünkü artık konuşulan sözde başarısızlığın neye bağlı olduğu konusu, Fenerbahçe kamuoyu tarafından fazlasıyla deşifre edildi! Arzu edenler bir ay önce yazdığım “Kara pazartesi: Futbolun Öldüğü Akşam” başlıklı makaleyi OdaTV’den okuyabilirler. Fenerbahçe camiası gerçekten yaşadığı haksızlıklara karşı tek vücut haline gelmiş durumda. Sayın Aziz Yıldırım’ın da bu konularda şu aşamada Fenerbahçe yönetimine destek vermesi son derece önemli... Bütün Fenerbahçeliler, şu günlerde bu jestin tam sırası olduğu konusunda hemfikirler. Liseli taraftarından, en duayen Divan Kurulu üyesine kadar, herkes artık zirvedeki bu buluşmayı görmek istiyor! Nasıl 3 Temmuz sürecinde her Fenerbahçeli, kulübe ve Aziz Yıldırım’a destek verdiyse, şimdi de benzer bir kenetlenmenin tam zamanı… 

 

“LİGDEN AYRILMA” FİKRİNİN İÇERDİĞİ RİSKLERDEN BAZILARI:

Lig’den çekilme fikri, ilk bakışta ben dahil her Fenerbahçeli için çok radikal, çarpıcı ve sisteme atılacak büyük bir tokat gibi görünüyor. Ancak biraz konuyu eşeleyince, ortaya hızla gözardı edilemeyecek birçok problem çıkıyor. Bunlar arasında yalnız ilk aşamada aklıma gelenleri sizler için toparladım:

 

  1. Belki Fenerbahçeliler’in gözünü açacak en büyük riski ortaya koyarak başlamak istiyorum: Bu konu Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’e soruldu ve onun verdiği cevap, gerçek niyetini saklamayı başaramadı! “Rakiplerin içişlerine karışmak gibi bir huyumuz yoktur, daha önce de buna benzer şeyler çok söylediler, bakalım… Umarım genel kurulları kendileri için en doğru kararı alır” mealinden cümleler duyduk, sarı-kırmızılı kulübün başkanından. Şimdi ben size bunun tercümesini yapmak isterim: “Biz onlara dur diyecek değiliz, kendileri bilir ve zaten inşallah Lig’den çekilme kararını uygularlar. Daha önce de bunu çok söylediler, ama maalesef vazgeçtiler. Umarım bu kez genel kurulda kararlılıkla bu düşüncelerini tamamına erdirirler ve böylece hedeflediğimiz Galatasaray hegemonyasının önü tamamen açılmış olur.” O kadar eminim ki size yaptığım bu “tercüme”den! Şayet ortada “eski” ezeli rakibimiz Galatasaray olsaydı, bakın o zaman başkanları nasıl bir yanıt verirdi: “Böyle bir şeye asla izin vermeyiz, bu Lig Fenerbahçesiz, Galatasaraysız, Beşiktaşsız olmaz! Zaten Galatasaraysız Fenerbahçe, Fenerbahçesiz Galatasaray olmaz! Biz Türk futbolunu beraberce geliştiren en önemli atardamarlarız!” Ne yazık ki bu zihniyet artık yok! Dolayısıyla böyle yanıtlar da olmayacak! Fenerbahçe’nin Lig’den çekilmesi Galatasaray’ın arayıp da bulamayacağı bir fırsat! Bu sayede Galatasaray bir taşla 6-7 kuş vurmuş olacak.
  2. Öncelikle bu yıl şaşırtıcı bir şekilde hala nefesini ensesinde hissettikleri ve kendi sahalarındaki maç dahil ölesiye korktukları sarı-lacivertlilerden kurtulmuş olacaklar ve kendilerini hemen 2023-2024 sezonunun şampiyonu ilan edecekler! Birden ecel terleri dökmeye son verecekler! Böylece yeniden Şampiyonlar Ligi’ne hazırlanıp yeniden büyük isimler ve yeniden büyük bütçelerle şimdiden transfer sezonunu açabilecekler. Şayet “Fenerbahçe çekildiği için şampiyon oldunuz” diye bir propagandadan etkileneceklerini sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Yalnızca işin keyfini sürecekler.
  3. Bu yıl her kulvarda şampiyonluk için büyük emek veren İsmail Kartal, Mario Branco ve tüm futbol ekibi, emeklerinin boşa gittiğini, zaferleri boş yere kazandıklarını, golleri boş yere attıklarını ve çabalarının sıfırlandığını hissedecekler ve bu yaşanan krizlere karşın onların hak etmediği dramatik bir son olacak. Onların şampiyonluk yolunda kenetlenmesi için bu kadar efor sarf etmiş olan Başkan, yöneticiler, taraftarlar, şu saniyeye kadar boş yere çabalamış olacaklar. Hem de hangi aşamada? Dört farklı ve yeni şampiyonluk kupasını Fenerbahçe Müzesi’ne götürmenin tam kapısına gelmişken!
  4. Bırakın 1959 öncesi şampiyonlukların sayılıp sayılmaması krizini (ki bence o konuda sarı-lacivertliler sonuna kadar haklı), Galatasaray bu karar sayesinde önümüzdeki yıldan itibaren Türkiye liginin ebedi puan cetvelinde liderliği ilk defa ele geçirecek. Fenerbahçe’nin şu anda sadece 1959’dan bugüne olan puan cetveline baktığımızda bile, alınan puan-galibiyet sayısı ve gol sayısı olarak, her birinde rakibinden üstün durumda. Fenerbahçe’nin aslında şu anda Türkiye çapında şampiyonalar düzenlenmeye başlanılan ilk tarih olan 1924 yılından itibaren kümülatif total puan cetvelini bir an önce hazırlaması ve her yerde yayınlaması lazımdır. Bu yapılmadığı gibi, şimdi 1959 sonrası puan cetvelinde de bu denge belki bir daha hiçbir zaman değişmemek üzere Galatasaray’ın lehine dönecek. Bu Fenerbahçe tarihi açısından kabul edilir bir şey değildir. 
  5. Yalnız Galatasaray değil Trabzonspor da, Fenerbahçe’nin ligden çekilme tarihini kendi ebedi zaferi olarak ilan edebilir. “Biz bu anı zaten 13 yıldır bekliyorduk, gecikmiş bir zafer ama sonuca ulaştık” şeklinde, Trabzonlular, kendi aralarında yaygara koparacaklar. Bu çirkin hakaret ve iddiaları bu vesileyle sürdürecekler.
  6. Fenerbahçe’nin ligden ve havuzdan çekilmesinin getireceği mali zarar ve boşluk, Fenerbahçe’yi aynı zamanda siyasi bir rakip olarak gören egemen güçler tarafından büyük ölçüde kompanse edilecek, Fenerbahçe çekildiği ile kalacak, sistemin tüm takımları bürokrasi, devletin zirvesi ve büyük şirketler tarafından finanse edilmeye devam edilecek. Siyasi olarak Fenerbahçe’yi düşmanı veya dize getiremediği karşıtı olarak gören “sistem”, bu ortamı “değerlendirecek”, sarı lacivetli takımı bu vesileyle yıpratmak için elinden gelen her şeyi yapacak. 
  7. Alt ligde yabancı futbolcu limiti 8 olduğu için Fenerbahçe yabancı futbolcuların neredeyse yarısıyla yollarını ayırmak durumunda kalacak. Birçok futbolcusu ile sözleşme sıkıntısı yaşayabilecek. Ayrıca Türkiye’de oynamayı ikinci sınıf olarak gören büyük isimler bir de Türkiye’nin ikincil liginde oynama tekliflerini çoğu zaman prestij kaybı veya milli takımlarından uzaklaşma tehlikesi yüzünden gündemlerine büyük ihtimalle almayacaklar veya astronomik paralar isteyecekler.
  8. Fenerbahçe ayrılarak Türkiye Futbol Federasyonu’na ve kendi yerleşik düzenine zarar vereceği için, ayrıca hiçbir şey değişmemiş olacağından bir alt ligde de aynı haksızlıklar, aynı çelmeler yaşanmaya devam edebilecek. En iyi ihtimalle Fenerbahçe şampiyon olup geri dönse bile, kimse niye gidildiğini ve neden geri gelindiğini anlamayacak, çünkü düzen değişmemiş olacak. Fenerbahçe bir kaza yaşamaz ve ilk yılda dönmeyi başarırsa bile, durup dururken büyük para kayıpları ve ivme kaybedecek. Uzun zamandır bu yıl ilk defa oturmuş olan yerleşik takım ve başarılı kadro büyük ihtimalle dağılmış olacak.
  9. UEFA ile ilişkiler sekteye uğrayacak. Birinci lige döndükten sonra bile belki Futbol Federasyonu, Fenerbahçe’nin bir süre Avrupa maçlarına katılmaması için baskı yapacak. Özellikle son iki yıldır süregelen Fenerbahçe’nin Avrupa başarıları da ivme kaybedecek veya en azından bu konuda çok riskli bir alana girilecek.
  10. Şimdilik bir rüya olarak görünen Avrupa Ligi’nde, benzer şekilde Avrupa takımlarının kendi aralarında ayrı bir “lig” oluşturmaları, bir de üstüne Fenerbahçe’nin bu yeni lige kabulü gerçekleşse bile, tek başına bu maçlar Fenerbahçe seyircisine yetersiz gelecek. Ayrıca henüz bu maçların ve böyle bir ligin kurulmasının önündeki birçok engelin aşılmamış olduğunu düşünürsek, buna güvenerek bir hamlenin yapılamayacağını hemen görebiliriz. 
  11. Fenerbahçe’nin Almanya veya İngiltere’de ikinci lig takımlarından birini satın alarak yurt dışında bir lige katılması gibi ütopik fikirler her ne kadar bazı heyecanlı taraftarlar arasında büyük rağbet görse de bu teorilerin gerçekleşmesinin zorluğu bir yana, böylesi bir mucize gerçekleşse dahi, sürekli tarihi ile övünen bir takımın haklı olarak oluşturduğu 120 yıla yaklaşan bir efsane, birden düzlem değiştirecek; olay kendi köklerinden, kendi ulusundan kopacak! 
  12. Fenerbahçe Futbol A.Ş. halka açık bir şirket olduğundan yatırımcıların gözünde büyük ölçüde değer kaybedecek. Ayrıca her ne kadar sponsorlukların büyük kısmı Koç Holding’den geliyor olsa bile, en azından birçok başka sponsorla da gözle görülür sorunlar çıkabilecek. Kamuya açık bir şirket olan Fenerbahçe A.Ş.’nin borsadaki durumu olumsuz etkilenebilecek. Ali Koç döneminin yıllar üstünden büyük bir başarıyla götürdüğü, net olarak iyileşen Fenerbahçe’nin ekonomik tablosu, durup dururken tekrar kaçınılmaz şekilde baş aşağı gitme tehlikesini yaşayacak, onca emek ve ekonomik yönetim başarısına yazık olacak.
  13. Haftada en az iki kere Fenerbahçe’nin güçlü Türk ve Avrupa takımlarıyla maç yapmasına ve en üst düzeyde rekabette yarışın içinde olmasına alışık olan milyonlarca taraftar, Lig’den çekiliyoruz demenin büyük havasını yaşadıktan birkaç ay sonra büyük bir boşluk içine düşecek, seyrettikleri maçları yetersiz bulacaklar. Türkiye’de son derece önemli olan taraftarlar arası ağız dalaşında, özellikle Galatasaray ve Trabzonspor başta olmak üzere, çok ağır bir şekilde “şamata” konusu yapılacaklar.
  14. Yeni kuşaklar ve çocuklar arasında Fenerbahçe ivme ve taraftar kaybetmeye başlayacak, küçük çocuklar hiçbir zaman anlayamayacakları nedenlerle ikinci lige gidildiği gibi konuların mantığını kavrayamadan başka büyük takımlardan birine kendilerini taraftar olarak yamayacaklar. Bu en azından -bu gençler düzeyinde- Fenerium gelirlerinin de düşmesine, gelecek kuşaklar arasında başta Galatasaray olmak üzere diğer rakiplerimizin taraftar sayısının artmasına neden olacak.
  15. General Harington Kupası’ndan Manchester City zaferine, Şampiyonlar Ligi, UEFA Kupası ve Konferans Kupası’nda çeyrek final oynamış bir takım statüsünden Süper Lig’in en gözde takımı olma vasfına kadar sürekli zirvelerde gezinen Fenerbahçe, birden kendini birinci ligin hafif takımlarıyla oynarken bulacak. Bu maçlardan gelebilecek başarılı sonuçlar mutluluk açısından taraftarlara pek bir şey kazandırmazken, alınacak en basit bir beraberlik bile ağır bir zelzeleye neden olabilecek.
  16. Yalnız Türkiye’nin değil belki “dünyanın en büyük spor kulübü” olan Fenerbahçe Spor Kulübü bu olaylarla birden hiç hak etmediği bir depreme girecek. Belki dünyanın lider spor kulübü olma vasfı da bu durumda oluşacak kopmalarla göçük altında kalacak. 
  17. Fenerbahçe, 3 Temmuz şokunun yaralarını sarmak için yıllarca bekledikten sonra, bu son 2-3 yıl ilk defa tekrar Avrupa’da da başarılar kazanan bir kadro oluşturuldu, sonuçlar alınmaya başlandı. Özellikle bu yıl Fenerbahçe herkese parmak ısırtacak bir performansla maçlarını sürdürüyor. Böyle bir yeni dönemin orta yerinde, tekrar adeta kendi fişimizi çekerek belki bizi 5 yıl geri götürecek bir sendroma kendi kendimizi sokmamız, işin ilk ayları geçtikten sonra ne kendi taraftarlarımız ne de tarih nezdinde açıklanamayacak. Bu sefer kendi kendimize bir 3 Temmuz hapı yaratıp içmenin bize kazandıracağı somut bir fark da yok.  
  18. Aslında bütün bu saydıklarımızı unutacak olsak bile, sporun doğasında vazgeçmemek, daha iyiye gitmek, sınırları zorlamak ve ilk günden bugüne “ileriye gitmek” vardır. Fenerbahçe’nin ezeli görevi de bütün bu gerekliliklerin hepsini sonuna dek ileriye ve geleceğe taşımaktadır. Gerek sporun bahsettiğimiz doğası gerekse Fenerbahçe’nin tarihinden gelen ışığa, özgürlüğe, iyiliğe giden yol, yani kararlılıkla, yılmadan, azimle haksızlığa karşı çıkma ruhu, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana Fenerbahçe’nin tüm yerleşik hücrelerindedir. Bütün bunlar toplandığında Fenerbahçe’nin neden arkasını dönmemesi gerektiğini görüyoruz. Kulübe sonsuz bir aşkla bağlı sarı-lacivertli taraftarlar; diğer takımların adalet, hukuk ve insanlıktan payını almış ve bu nedenlerle Fenerbahçe’nin yanında duran taraftarları; futboldan, spordan hiç anlamasa dahi, adil bir şekilde, pozitif bir görüşle sadece televizyonlardan izlediklerini doğru yorumlayarak yine Fenerbahçe’nin yanında olacak birçok vatandaşımız var. Kamuoyuna ve Türkiye’ye, bu er meydanını terk edişin -uzun vadede- tam olarak tatmin edici bir izahı yapılamaz. Daha doğrusu, zaten insanların bunu anlamak için harcayacakları efor sandığımızdan çok daha sınırlıdır. Dolayısıyla Fenerbahçe’nin kendi tarihi, kendi kökü ve ruhu, böyle bir savaş alanını terk etme mantığına son derece terstir.
  19. Atatürk gibi düşünmek” cümlesini hatırlamaya mecburuz. O olsa böyle bir durumda ne yapardı? Mücadeleden çekilir miydi? Mevzisini bırakır mıydı? Ben buna inanmıyorum. Atatürk’ün “Geldikleri gibi giderler” lafına inanıyorum! Çeteler de, futbol teröristleri de geldikleri gibi giderler! Fenerbahçe burada ev sahibidir. Futbol Papazın Çayırı’nda, 1899’da Siyah Çoraplılar tarafından oynanmaya başladığından beri, sarı-lacivertliler Türk futbolunu ateşleyen kıvılcımdır. Futbolu çığırından çıkaranlar varsa -ki var- onlar ayrılsın, çok gerekiyorsa onlar gitsin. Fenerbahçe mekânın sahibidir. Fenerbahçe’nin mevzisini terk ederek düşmanlarını mutlu etme hakkı yoktur. Bizim futbolun ana sahnesinden ayrılmamız, yalnız taraftarlarımızı değil, bütün Atatürkçü yurtseverleri üzer! Ayrılacaksa, çeteciler, kumpasçılar, FETÖ’cüler ayrılsın! Harringtonlar ayrılsın! Galip Kulaksızoğulları veya Zeki Rıza Sporeller değil! Fenerbahçe, başından bugüne sahip çıktığımız şanlı tarihinde olduğu gibi, Zaferin Rengi filminde anlatıldığı gibi mertçe sahada ve “kendi topraklarında” mücadele etmelidir! Umutsuzluk Fenerbahçe’ye de bu kulübün tarihine de yakışmaz. Ertelenen cephe savaşları, kartlar yeniden kurulduğunda karşınıza aynı şekilde çıkmaz. Şu anda Fenerbahçe’nin kendi köprülerini dinamitleyerek kendi tarihini kucaklayan baba ocağından ayrılmaya kalkışması, bambaşka büyük pişmanlıklarla da sonuçlanabilir. Pişmanlık bizi ilgilendiren bir duygu olmamalıdır. Rasyonel mantıkla, satrançtaki gibi hem karşı hamleleri hem de 3-5-7 hamle sonrasını hesaplayarak ilerlememiz lazım. 
  20. Fenerbahçe’nin ligden çekilmek yerine ekonomik olarak yapmak istediği etkiyi taşıyabilecek başka bir alternatifi olduğunu herkes biliyor. O da yayın kuruluşunun gelir havuzundan çekilmek. Fenerbahçe istediği başka bir kanalla anlaşabilir, bağımsız şekilde hareket edebilir, kendi kendinin patronu olur. İster güvendiği bir dost kanalda, ister kendi televizyonunda Fenerbahçe Spor Kulübü kendi sahasındaki maçları yayınlayabilir. Taraftarlarından daha da büyük fedakarlıklar bekleyebilir. Ama mevzisini, kendi er meydanını, 1899’dan beri Türk futbolunun ana sahnesi olarak kullandığı stadın yerini ve ruhunu terk etmeden! Tekrar ediyorum, Fenerbahçe mekânın sahibi olduğunun farkına varıp artık “Lig’i terk etme” kartını sonsuza dek alternatifleri arasından çıkarmalıdır. Fenerbahçe bir masa devirecekse, o yayın havuzu masası olmalıdır; dolayısıyla kendi kendinin mali patronu olacağı bir yayın sistemine geçmektir.

 

Bütün bu verilerin ışığında, Fenerbahçe’nin şu anda önünde olan Türkiye Süper Lig, Türkiye Süper Kupası ve Konferans Kupası maçlarında, büyük bir konsantrasyonla her karşılaşmanın son saniyesine kadar kendisine yakışan şekilde mücadele ederek, kendi kaderine ve geleceğine sahip çıkması en doğru karar olarak görünmektedir. Başkan Ali Koç’a duyulan güven ve son olaylardan sonra camianın Başkan etrafında birleşmiş olması, bu hedefe odaklanmayı daha da mümkün hale getirecektir.

 

Fenerbahçe düşmanlarını mutlu edecek kararlardan kendisini uzak tutmalı, ani heyecanlarla ve yükselen tansiyonlarla karşılaştığında da gücünü derin tarihinden, Milli Mücadele’den, Kurtuluş Savaşı’ndan ve Atatürk’ün düşünce tarzından alarak “Kazanmaktan başka çaremiz yok!” diyerek kendi topraklarında mücadeleye devam etmelidir.

 

2 Nisan 2024 günü, bu büyük konuyu masaya yatıracak olan Fenerbahçe Spor Kulübü, doğru yolu Başkanı, yönetimi, aklı, iradesi ve soğukkanlılığıyla bulacağına inanarak özgüven içinde bu tarihi günü yaşamalıdır. 

Yazı Tarihi: 21.03.2024
Paylaş
Benzer Yazılar
Videolar
Alt
Bedri Baykam yine bir ilke imza atarak ilk NFT eserini MANZA.io platromu üzerinden yayınladı. Baykam ve MANZA.io kurucularından Ahmet Hakan Özgür, hem bu işbirliklerini hem de ile NFT dünyasının geleceğini konuşmak üzere Cem Güventürk'e konuk oluyorlar.