İktidar ve yandaşlarının ilginç stratejileri var. Cumhur İttifakı’nın ana hedeflerinden biri, artık Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olasılıkları üzerinden muhalefet kanadının içinde bir huzursuzluk yaratmak ve “Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş” üzerinden bir fay hattı oluşturup asıl gündemi saptırmak. Ana malzemeleri, İmamoğlu’nun “aday olmayacağım” şeklinde kesin bir beyanda bulunmaması. Onlara göre bu “Parti disiplin suçu” bile sayılabilirmiş, CHP’de dosyalar savaşı varmış, parti içi sessiz harp varmış, var oğlu varmış…

Demokratik bir siyasi partide, herkes her yere aday olabilir. İnsanlar birbirlerinden icazet almazlar. Örneğin İnönü, Ecevit, Baykal, Erdal İnönü, Kılıçdaroğlu, İnce gibi solun içindeki isimlerin seçim kapışmalarında siyasi tarihimize bıraktıkları izleri herkes çok iyi bilir. Kimse bir “liderliğe” aday olmak için bir başkasından izin almaz. Demokratik siyasette böyle bir gelenek yoktur. Şayet adı geçen isimler veya Millet İttifakı içinde başka adaylar ortaya çıkar ve Cumhurbaşkanlığına aday olmak isterlerse, bu onların bileceği iştir. Herkese de sonuçları izlemek düşer. AKP gibi bir partinin içinde tabii ki CHP tarihinde gördüğümüz siyasi çekişmelerin, tartışma hürriyetinin veya “bireysel” duruşun esamesi okunamayacağı için, parti içi potansiyel aday rekabetlerinin neye benzeyebileceği hakkında hiçbir deneyim veya fikirleri yok.

Kaldı ki, seçimlerin 9 ay sonra mı 18 ay sonra mı yapılacağı konusunda henüz kimsenin somut bir fikri yokken, Millet İttifakı’nın adayını “şu an” belirlemek gibi bir aciliyeti de yoktur. Seçim somutlaşıp yaklaştığında yapılacak en geniş anketlerde, kamuoyu rüzgârını kimin arkasına aldığı belli olur. Bunu da saklamaya kimsenin gücü yetmez. Bu isim belki Kılıçdaroğlu, belki adı geçen diğer iki adaydan biri olur. Ama buna halk karar verir. Çoğu taze seçmen olan gençler karar verir. Neden mi? Çünkü Cumhurbaşkanı’nı da seçecek olan onlardır. Cumhuriyetimiz 100. yılını doldururken yapılacak olan seçim, her kesimden herkesin bildiği gibi olağandışı bir tarihi öneme sahiptir.

Bu nedenle Cumhur İttifakı, anketlere göre AKP’nin son bir ayda kazandığı söylenen birkaç puana rağmen, artık Millet İttifakı’nın gerisinde kalmanın stresiyle rakibinin merkezinde bir iç kavga yaratma yöntemini seçmiştir. Millet İttifakı bu tuzağa düşmemelidir.

GERÇEK GÜNDEM

Cumhur İttifakı, yaratmaya çalıştığı bu zoraki rahatsızlıkla veya İBB bünyesinde “teröristlerin işe alındığı” şeklinde ısrarlı suçlamalarla gerçek gündemi örtbas etmeye çalışmaktadır. (Sezen Aksu’nun 5 yıl önce, bizzat Kültür Bakanlığı denetiminden geçerek piyasaya çıkan şarkısının, bugün ısıtılıp güncel siyasi malzemeye çevrilme çabası gibi…)

Peki gerçek gündemde başka neler var? Mesela “Çin modeli” veya “Yeni ekonomi modeli” olarak lanse edilen kendi sistemlerinden neden ve nasıl vazgeçilmiştir? Artan dolar kuru ile ihracatı destekleyeceklerini söyleyenler, hemen ardından neden “kur düştü” diye bayram yapmışlardır? TÜİK’in açıkladığı %36 enflasyon zaten üretici endeksinde %80 civarındayken, “gece yarısı operasyonu gibi” yeni yıla girdiğimiz ilk saatlerde yapılan başta elektrik, doğalgaz ve benzin olmak üzere, dehşet verici zam furyasıyla yalnız yılın ilk üç ayında nerelere tırmanacaktır? Elektrik santrallerini ve SEKA kâğıt fabrikalarını mirasyedi gibi satmış olmanın faturası şimdi artık daha da ayyuka çıkacaktır. Temel zamların ağır şekilde genel fiyatlara da yansımasıyla enflasyon katmerlenecek, alım gücü düşecek, hatta enerji maliyeti sanayiciyi bile kaçırabilecek, böylece stagflasyon/ekonomik durgunluk dahi gelebilecektir.

Ekonomi dışında tarikatlar içinde yaşanan ağır baskılar, Enes Kara dramında gördüğümüz gibi gençlerin içinde bulundukları açmaz, içinden cin çıkaracağız diye oklavayla defalarca vurularak öldürülen bir kadın, İBB’nin bulduğu 100 milyonluk finansmana rağmen verilmeyen onay imzaları ve yaptırılmayan Sefaköy-Beylikdüzü-Tüyap metroları, Kavala’nın hem iç hem uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen tutukluk halinin sürmesi ve son duruşmada da nefeslerimizi tutarak beklediğimiz halde ne yazık ki gelmeyen salıverilme kararı, “geçinemiyoruz” pankartının bile suç sayılması, Adıyaman’da “açım” diye bağıran  AKP’li çiftçinin  apar topar salondan çıkarılması, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmış olmanın günbegün artan acı sonuçları, belediyelere verilen hayvan toplatma emrinin katliama dönüşmesi, son günlerin gerçek gündem maddelerinden yalnızca bazıları…

MUHALEFETE DÜŞEN

Bu sıkıntılı ortamda muhalefete düşen, AKP’nin oyununa ve özellikle “dolduruşa” gelmeden, Genel Merkez’de ve yurdun her yerinde sükûnet içinde demokratik muhalefet haklarını kullanarak seçim gününe dek azimle çalışmaktır. Bir ara ısrarla “Halkı sokağa dökmek istiyorlar” şeklinde, propaganda yaparak, adeta olay çıkmasını temenni edercesine lafı durmadan bu noktaya taşıyan Cumhur İttifakı karşısında, halkın ve muhalefet partilerinin öne çıkaracakları en önemli değer, itidal olacaktır. İster erken ister zamanında, seçim kesinlikle normal, özgür, sivil şartlar altında yapılmalı, her parti ve her vatandaş provokasyona gelmemeye kesinlikle dikkat etmelidir. Ve tabii ki, Millet İttifakı yaratılmaya çalışılan bu suni “aday”lık saptırmasıyla gündemin domine edilmesine izin vermeden kendi gündemine odaklanmalı; kendi gücünü oluşturan partilerin desteğini konsolide etmek için temasları zinde tutmalıdır.

Post Date: 20.01.2022
Share on