Ortada yadsınamaz bir gerçek var: İster mutlu olun ister olmayın, ister şaşırın ister normal karşılayın, Kemal Kılıçdaroğlu son birkaç ayda büyük bir çıkış yakaladı. Parlamento’da bütçe müzakerelerinde yaptığı konuşma, siyasi tarihimizde kesinlikle hatırlanacak. Üst üste verdiği örneklerle, kullandığı mantıkla, seçtiği kelimelerle, müstehzi veya bitirici sert üslubuyla, ses tonuyla Kılıçdaroğlu kürsüde kendi yedinci vitesine çıktı. İzleyicileri ekrana mıhladı.

Siyaset kesinlikle sanıldığı gibi statik bir alan değil. Ömrümüz şu lafları duyarak geçti “Efendim dinci siyasetin Türkiye’de %5 kemik oyu var”, “%10 kemik oyu var”, “ne olacak ki %15 kemik oyları var” diye diye %50’ye çıkardık. Menderes-Demirel-Özal çizgisinin de %50 oyu duruyordu… Ama sonra neredeyse yüzde sıfıra düştü! Dolayısıyla AKP ve CHP dahil her siyasi partinin oyu, iki misli artabilir de azalabilir de… Öncelikle siyaseti statik ve değişmez sanma hastalığından kendimizi kurtarmamız lazım. Ekrem İmamoğlu sonunda ikinci provokasyon seçiminde 850.000 oy fark atarak İstanbul’u nasıl aldıysa ve AKP’nin bu kentimizdeki oyları eriyip gittiyse, yarın da Cumhurbaşkanlığı’nın bu iktidarın elinden kayıp gitmemesi için hiçbir neden yok! Yeter ki siz buna samimiyetle inanın!  

Aday ister Kılıçdaroğlu olsun ister İmamoğlu veya Yavaş, fark etmez; belirsizliğin giderilmesi son altı aya kadar rahatça ötelenir. O gün yaklaştığında, o andaki politik konjonktür, muhalefet partilerinin ruhu ve gidişatı, CHP seçmenin nabzı kimi işaret ediyorsa bunu göz ardı etmeden aday saptanır. Şu anda böyle bir gerginliğe hiç gerek yok. Yeter ki muhalif lider, her muhalif siyasi, her muhalif yazar, her muhalif vatandaş “Geliyor Gelmekte Olan” sloganına inansın ve kendi üzerine düşeni şimdiden yapmaya başlasın.

Ortada bir gerçek daha var: AKP zaten ülkeye yaşattığı kıyamet ekonomisinden dolayı kendi içlerinde bile güvensizlikten iflas noktasına geldiği gibi, siyasi olarak da ciddi bir panik yaşıyor! Belli etmemeye çalışsalar da, İBB binasını terk etmeye nasıl 2019’da mecbur kaldılarsa, bunun artık pek yakında Saray için de kaçınılmaz olduğu düşüncesi içlerini kemirmeye başladı… Artık kendi aralarında “Adayları Kılıçdaroğlu olursa işimiz ne kadar kolaylaşır!” şakasını bile yapamaz oldular!

FENERBAHÇE VE GALATASARAY’A BRAVO!

Salı gecesi oynanan maç Türk futbol tarihine yazıldı. NEF Ali Sami Yen Spor Kompleksi’nde Galatasaray ve Fenerbahçe arasında yine 100 yıllara yayılacak futbol karşılaşmaları böylece başlamış oldu. 112 yıl önce UNION CLUB sahasında oynanan ilk erkekler maçını 2-0 Galatasaray kazanmıştı. Zamanı geriye alıp o maçı seyredemeyebilirim ama ilerde “Ezeli rekabette kadınlarımızın ilk futbol maçına gitmiştim” diyebileceğim! Bu açılış maçına oğlum Suphi ile gittim ve stad fazla dolu olmasa da, heyecanlı gözlerin cirit attığı ortamda üst üste gelen golleri ilgiyle izledik.

25 yıl önce Prima Tv’de “Dönemin Rengi” isimli bir program yapıyordum, her hafta farklı bir konuyla. Türkiye’de Galatasaray, Fenerbahçe ve diğer büyük takımlar aynı anda kadın futbol şubesi açmadan gerçek anlamda başlayamayacağını ve ülkemizde kadınların özgürleşmesi açısından futbolun elzem olduğunu da birkaç programda uzun uzun anlatmıştım. Bugüne kadar bu konuda bir sürü makale yazdım, televizyonda defalarca anlattım, hatta Fenerbahçe Genel Kurulu’nda bunu gündeme getirdim. Sayısız defa! Dolayısıyla o Salı gecesi ne kadar mutlu olduğumu tahmin edebilirsiniz. Bu konuyu önceki Fenerbahçe yönetimine ne zaman söylesem, aldığım cevap aynıydı: “Şimdi sırası mı?” Tabii ki o sıra hiçbir zaman gelmedi, çünkü ya Şampiyonlar Ligi vardı ya transfer sezonu ya da kritik bir şampiyonluk yolunda maç… Halbuki kadınların aynen basketbol ve voleybolda da olduğu gibi futbolun bir parçasına dönüşmesinin yaratacağı sosyolojik özgürleşme fırtınasının kapsama alanı, herhalde bu sözde “uymayan zamanlama”dan sonsuz kere daha önemliydi!   

2015’te Koç’un, ardından 2018’de Fenerbahçe’de Ali Koç’un “HeForShe” hamlesi ile Türkiye’de kadın hakları ve özgürlükleri konusunda zaten inanılmaz bir yol açılmıştı. Kampanyanın ilk tanıtımında rahmetli Mustafa Koç, “Kadınların önemli pozisyonlarda yer almaları, ön yargıların yıkılması için büyük önem taşıyor” demişti…

Şimdi ezeli iki rakibin“Kadınlara yönelik şiddete son vermek” amacı ile beraber çıktıkları ulvi yolculuk hepimizin bildiği gibi sonsuz saygıdeğer ve maalesef inanılmaz derecede ivedi. 7-0’lık skor yüzünden yaşanmış veya yaşanacak hiçbir patavatsızlık, Anadolu’ya yansıyacak bu müthiş adımı lekelememeli! Her iki camiadan da bunu rica ediyoruz.

Son bir not: Kadın hakemimize kızmayalım; şayet maçın başında o şanssız kırmızı kart çıkmasaydı, kadın futbol karşılaşmaları sanki “gazozuna maç” havasında başlamış olacaktı. Skora takılmayalım. İki dev kulübümüzü ve bu adımı onlardan önce atmış olan diğer büyük kulübümüz Beşiktaş’ı sonuna kadar alkışlayalım. Göreceksiniz, Türk kadınları artık yeni bir beyaz sayfa daha açıyorlar…

Post Date: 09.12.2021
Share on