Yazar Stefan Zweig’ın deyimi ile söylersek, tarihin ve toplumların “yıldızlarının parladığı anlar” vardır. Bu, özellikle son çeyrek yüzyıl Türk toplumu için de geçerlidir. Bu zaman dilimi için bizde de bilim, felsefe ve sanat yaşamında bazı yıldızların parladığını görürüz. Bunlardan biri de Bedri Baykam’dır. O halde sergileri, çıkışları, manifestoları ve kitapları ile yıllardır gücünü yurt içinde ve yurtdışında kanıtlayan Baykam kimdir? Bu soruya yalın bir yanıt vermek güçtür, çünkü Baykam farklı kültür boyutlarından oluşan çok yönlü ve katmanlı bir mimari yapı gibidir. Bu boyutlardan biri, farklı kültür coğrafyasından gelen zengin bir bilgi ve sanat formasyonu, bir diğeri, Türkiye’den Küba’ya kadar uzanan bir toplumsal devrim bilinci ve nihayet onun öznel olarak sahip olduğu güçlü ve yaratıcı ruhi özel konumları. İşte, tüm bu boyutların bütünlüğü içinde Baykam’ın entellektüel ve sanatsal kişiliği doğmuş olur. Bu kişilik, bir yanıyla bir edebiyat adamı, bir yanıyla ressam, bir yanıyla politikacı kulvarı içinde somutluk kazanır. Baykam’ı tanımak, onu bütün bu boyutlarıyla, yazar kişiliği, ressam ve politikacı kişiliği ile bir edebiyat tarihçisi, bir sanat tarihçisi ve bir siyaset bilimcisi olarak irdelemekle olanaklıdır. Bu da uzun bir zamana yayılacak başlı başına bir bilimsel araştırma demek olur. Elbette bir gün bu da gerçekleştirilecektir ve bu kesinlikle gereklidir. Ancak, bizim burada yapabileceğimiz, bazı eskizlerle bir kataloğa sığan hızlı bir Baykam portresi çizmeğe çalışmak olacaktır.

İlkin edebiyatçı olarak Baykam’a değinmek istiyoruz. Yazdığı kitaplar dört ana kategoriye ayrılır: Sanat üstüne yazılanlar: “Boyanın Beyni” 1990, “Maymunların Resim Yapma Hakkı” 1994, “Geçici Anlar, Kalıcı Tatlar” 1997, “Dönemin Rengi” 1997, “Binyıl Kırılması” 2001. siyaset üstüne yazılanlar: “27 Mayıs İlk Aşkımdı” 1994, “Mustafa Kemaller Görev Başına” 1994, “Ödünsüz Laik Türkiye” 1995, “Gözleri Hep Üstümüzde” 1996, “68’li Yıllar – Eylemciler” “68’li Yıllar – Tanıklar” 1999, “Küba ve Bin Yılın Süvarisi Che” 2000, “Ordu Satranç Oynarken” 2001, “Korku İmparatorluğuna Son” 2004, “Kemalizmin Yeni Yüzyıla Köprüsü” 2004. Roman: “Kemik” 2000. Uzun Metrajlı Senaryolar: “Asma” 1978, “Bayağ Film” 1992.
Bu yayınlanmış kitaplarda Baykam, kimi zaman bir sosyal bilim adamı, kimi zaman bir sanat tarihçisi, kimi zaman da bir siyaset bilimcisi olarak okuyucunun karşısına çıkar. Genelde bunlar hakkında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Baykam, bu kitapların dışında başka hiçbir şey yapmamış olsaydı bile, Türk kültür tarihine yine de özgün bir yere sahip olurdu.

Şimdi bir ressam olarak Baykam’a bakmak istiyoruz. Baykam’ın bir tablosunun karşısına geçip onu algılarıyla kavramak isteyen bir kişi, birden algı kırılmasıyla birlikte bir “şok” duygusu yaşar. Böyle bir yaşantı, bize göre, Baykam’ın resminin odaklanma noktasıdır. Bu aslında resmin de amacıdır. Resmin amacı, seyircide böyle bir algı kırılması ve “şok” duygusu yaratmaktır. “Şok”, yaşanan postmodern çağın bir “kardinal estetik” değeridir. Çağın temel kavramı “özgürlük” ve “yenilik” hattı üzerine kuruludur. Bu kavramlar, toplumsal ve politik yaşamda geçerli olduğu gibi, sanat yaşamında da etkin olacaktır. Bu nedenle yaratılan bir resim alışılmış yaşam ve sanat değerlerinden bağımsız, “özgür ve de yeni” bir resim olma iddiasını taşıyacak ve bu nitelikleriyle de seyircide sözünü ettiğimiz “şok”u yaratacaktır. Böyle bir yaratışta, sanatçının ruhi koşulları, “dispozisyonları”, cinsel güdüler, içgüdüler, hayaller ve bunlara dayalı “tasavvur” etkin bir rol oynar. Bunu Baykam’ın büyük ebatlı resimlerinde değişik bir renk-biçim anlatımı içinde açık olarak görmekteyiz. Bu resimleri yaparken Baykam, yalnız öznel istemi ile değil, dünyayı global bir değerler sistemi olarak anlayan çağın istemi ile de uyum içindedir. Ama hemen belirtelim ki, sanatçı bu global değerleri lokal, yani bireysel uygulamalarla gerçekleştirir ve böylece sanat yapıtının bireysel değerini ve “aura”sını korumuş olur. Bu iki belirleme, global olma ve bireysel-lokal olma, Baykam’ın eserlerinin vazgeçilmez iki aşkın belirleyici öğesidir.

Baykam’ın eserlerinde bir başka önemli nitelik daha görmekteyiz. Sanat eserlerinin bağlı oldukları ekoller, izmler ne kadar geçmişte kalsalar da, bu ekollerin büyük olarak değerlendirdiğimiz yapıtları sanatsal ve estetik değerleriyle çağlarını aşarlar. Böyle bir anlayış ile Baykam, Rönesans’tan beri gelen büyük eserlere büyük ilgi duyar ve ilgiyi kendisi ile onlar arasında bir ontolojik ilgi olarak değerlendirir. Örneğin, bu bağlamda Gericault’un ünlü “Medusa’nın Salı” adlı tablosunu (“Gerçek Sahteler” serisi çerçevesinde) aynı duyarlılık içinde ama çağdaş bir istem, beğeni ve günümüz figürleriyle yorumlar. Bu tavır ve davranış, örtük olarak şunu ifade etmektedir: Eğer Gericault günümüzde yaşasaydı, “Medusa’nın Salı”nı benim gibi yapardı ve ben o çağda yaşasaydım “Medusa’nın Salı”nı onun gibi yapardım. Bu şunu anlatıyor ki, Baykam’a göre estetik ve sanatsal beğeniler, kırılganlık değil, süreklilik gösterirler. Baykam’ın “Medusa’nın Salı” yorumu bunun bir kanıtıdır sanırız. Baykam, sanatı böyle bir evrensel beğeniyle bağlayarak değerlendirir. Ama tarihi bağlamı bir kenara bırakırsak, Baykam’ın 20. yüzyıl sanatındaki idolü Picasso’dur.

Sanatçı olarak yaşam tarzı, sanat anlayışı, sanattaki değişimleri ve yaratma erki, Baykam’ı Picasso ile aynı skalaya koyar. Ama bu Baykam’ın, Picasso’nun bir epigonu olduğu anlamına gelmez, tersine Baykam’ın Picasso ile ortak bir beğeni, duyuş ve seziş beraberliğine sahip olduğunu gösterir. Bu anlamda onlar hem kişisel sanat istemi hem de çağın istemi bakımından birbirine yakındırlar. Ama ortaya konan eserler bakımından Picasso başkadır, Baykam başkadır. Örneğin bunu Baykam’ın son dönem eserlerinden birinde, “Picasso ve Kadınları” serisinin ilk tablosunda görürüz. Ortada portresiyle Picasso ve önünde o yüklü yaşamın bir yorgun simgesi gibi uzanmış yatan bir sessiz kadın silueti vardır. Ama renk, ışık ve figürleriyle, groteskten uzak harmonisiyle o diğer eserleri gibi bir değerlerine olan inancı ve bunu eserlerine uygulaması, bu inancı taşıyan sanatçılarla yaratmalarında ontolojik bir bağ oluşturur. Bu ontolojik bağ Baykam’ın uluslararası arenadaki yerini ve değerini sağlayan en önemli etkendir. Elbette Türk resmi bugün sanıldığından çok daha üst düzeydedir ve çok değerli başka saygın sanatçılarımız da dış sanat dünyasında var. Ama Bedri Baykam’ın yurtiçi ve yurtdışı sanat alanlarında ve sanat piyasasındaki yeri de kendine özgü çok ayrı bir yerdir diyebiliriz.

Prof. Dr. İsmail Tunalı