Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1
Banner Image 1

 

Bu Mekanın Yaşıyorken Değeri Bilinmeli


 

Böyle bir çağdaş sanat merkezi yaratmak sizin her zaman aklınızda olan birşey miydi?
-2006’da “Bu merkezi yapmam lazım” diye çıkmadım yola... 15 yıl İstanbul Sanat Merkezi (gayri resmi) adını kullanan, bu binanın 800 metre aşağısında, bir atölyem vardı. O binada15 yılın ardından, sekiz yıllık mücadeleden sonra çıkartıldık. Çevrede atölye arıyordum. Mimar arkadaşım Canan Sezenler, Taksim’deki bu binayı önerdi. Merkezi ve büyük olmasıyla ilgimi çekti. Ve bu burasının bir sanat merkezi olabileceğini düşündüm.  İlk sergimiz ‘Ağır İşler’di. Türk Çağdaş Sanatı’nın seksen, doksan ve ikibinlerini temsil eden işlerin yer aldığı... O günden bu yana 63 sergi açtık. Ve her sergi kataloglu açıldı. Bu rakama çıkardığımız sanat kitapları dahil değil, sadece sergiler...

Peki burada yer alabilmek için ne gibi kriterlere sahip olunması gerekiyor?
-Öncelikle değişik kuşaklar bir arada sergilensin istedim. İlla meşhur ya da piyasada yer alan bir sanatçı olmanıza gerek yok. Önemli olan ortaya koyduğunuz iş. Türkiye’de kolay yer bulmayacak konulara her zaman girdik. Siyasi konulara ya da erotizme... Piramid, İstanbul’un bu bağlamda bu kadar cesur, açık ve bağımsız tek galerisi. Çevremizde çeşitli holdinglerin, bankaların da sanat galerileri var. Onlar da şüphesiz çok kıymetli görevler yapıyor çünkü Türkiye’de devlete ait bir tane modern sanat müzesi yok. Ama şöyle bir gerçek var: Onlar bağımsız olmadığı için bu siyasi konulara ya da tabulaşmış mevzulara bizim rahatlığımızda giremezler.

Nasıl bir ‘rahatlıktan’ bahsediyoruz?
 Burada ‘68 kuşağı ile ilgili geniş bir sergi yapılabiliyor ya da Ergenekon davasının en yoğun yaşandığı günlerde o davayla ilgili ‘İçim Parçalanıyor’ diye bir sergi açılabiliyor. Ya da Gezi’nin birinci yılında, Gezi hakkında çok cesur, yoğun lise öğrencisinden grafikere, ünlü ressamına çok kapsamlı bir sergi düzenlenebiliyor. En son Fidel Castro’nun oğlu Camilo Guevara March’ın ‘TABÙ’ sergisine yer verdik: İçinde hem erotizm hem lezbiyenlik var, bir de üstüne Che’nin oğlu... Kolay değil bu işleri ortaya koymak.

Yakın zamanda Fazıl Say’ın konserine satırla saldı yapıldı. Siz 2011’de bıçaklandınız.  Bu işleri sergilerken, gereğinden ağır bedelleri ödemek yok mu işin içinde?
- Bunları bilerek yola çıktık. Biliyorsunuz ki gülün değil, kaktüsün dikenleriyle sarılı bir yoldan yürüyorsunuz. Ben bıçaklandığım anda hiç şaşırmadım. Çünkü 1987’den beri bunun her an olabileceğini biliyordum. Sonuçta siz Atatürkçüyseniz, yaptıklarınızın sorumluluğunu taşıyorsanız, cesaretle arkasında duruyorsanız korkmuyorsunuz. Herkes herkesi öldürebilir ama korkutamaz. Bakacak olursanız bedel ödetilen birçok isim var: Rahmetli Muammer Aksoy da korkmadı, her an öldürülebileceğini bilen Uğur Mumcu da korkmadı. Hepimiz her an bir saldırı olabileceğini bilerek yaşadık. Bugün de sorumluluk alan sanatçılar var.

Kim gibi mesela?
- Aklın yolunu seçen, aydınlanmanın yolunu açan ve bunu halkla paylaşan bir girişim olan ‘Sanatçılar Girişimi’ üyeleri mesela: Ataol Behramoğlu, Orhan Aydın, Rutkay Aziz, Fazıl Say, rahmetli Tarık Akan gibi... Piramid Sanat da, tüm bu panel, sergi ve buluşmaların yapıldığı, Türk çağdaş sanatının çeşitli polemik ve sorunlarının masaya yatırıldığı, korkusuzca gündeme getirilen bir çatı oldu.
Bu ‘cesur işler’ ne kadar ilgi gördü?
-Kimi zaman izdiham yaşandı, nava muhalefetiyle 10 kişiyle ‘samimi’ paneller yaptığımız da oldu. Ama  İstanbul’da bir iki büyük müze dışında bazı sergilerde açılışına binlerce kişinin geldiği böyle bir çağdaş sanat noktası, Türkiye’de bu olumsuz şartlara rağmen var olabilmişse, bu güzel bir şey.

“Keşke bunlar da yer alsaydı” dediğiniz işler var mı?
-İlk kuruluşunda farklı düşüncelerim vardı. Mesela bir katta dans ve aktörlük eğitimi olsun istiyordum. Ama binaya sığamadık. Sanırım ‘Fame’ dizisini andıran bir yer olsun hayal ettim, işte o olmadı.  Gelin görün ki “Sana şu kadar para veriyoruz, taşın” deseniz taşınamam. Çünkü gördüğünüz her obje dünyanın farklı yerlerinden özenle seçildi ve planlanarak yerleştirildi.  Ayrıca  Pera kültürünün bir parçası olmam lazım.

Pera kültürü de son dönemde ciddi bir değişimden geçiyor. Az ilerimizdeki ne olacağı belirsizliğini koruyan AKM binası bu duruma şahit olabilir...
-AKM’de 10 büyük sergi açtım. Hâlâ hatırlanan siyasi sergilerdir: ’27 Mayıs İlk Aşkımızdı’,  ‘68’li Yıllar’, ‘Dişi Entrikalar’ gibi. Piramid Sanat’tan önce özgür alanı AKM’de sürdürüyorduk. Piramid 2006’da açıldı, AKM 2008’de kullanılmaz hale geldi. AKM yok olurken, Piramid geldi.  Tabii ki kıyaslamıyorum,  AKM bale, tiyatro, sergi, klasik müzikkonseri ve panelleriyle başka bir boyuttu: Türk çağdaş kültürünün buluşma noktasıydı.  Kapatılmaması için büyük mücadele verdik ama...

Onuncu doğumgününde ne gibi aktiviteler var?
- Mekânın 10 yılını özetleyen eserler, fotoğraflar ve belgesel filmin yanı sıra, kurumun geniş koleksiyonundaki yapıtlardan seçkiyi izleyicilerle buluşturuyoruz. Haluk Akakçe, Komet, Taner Ceylan gibi sanatçıların işlerinin olduğu serginin açılışı Perşembe oldu, 5 Şubat’a kadar sürecek. Şunu eklemek isterim: Hiçbir mekân sonsuz değildir. Andy Warhol’un fabrikası 15 yıl sürdü. İnsanlar burası bir gün kapandığında “Neden bunu yaşamadım” pişmanlığına düşmeden değerini bilsinler.

HÜRRİYET
http://www.hurriyet.com.tr/bedri-baykam-bu-mekanin-henuz-yasiyorken-degeri-bilinmeli-40309009